Değerli okurlar, başlığın ne anlama geldiğini metnin son paragrafında açıklıyorum, oraya kadar sabrederseniz güzel bir hikaye sizi bekliyor.
İlk yazımızda genel bir LaLiga değerlendirmesi yaparken, Real Madrid ağırlıklı bir yazı yazmış, eflatun beyazlıların şampiyonluğun en büyük adayı olduğunu gerekçelerimizle vurgulamıştık. İşte o Real Madrid’e 2022’nin ilk resmi maçında mağlubiyeti tattıran tanıdık bir isim Enes Ünal oldu. Bu sezon başında Michel önderliğinde sergilediği performansla kesin düşer yorumları yaptıran Getafe, Quique Sanchez Flores takımın başına geldiği andan itibaren farklı bir kimliğe büründü. Michel ile ilk 8 haftada sadece 1 puan alabilen Getafe, Flores ile 11 haftada tam 17 puan topladı ve son 3’ten kurtulmayı başardı. Üstelik artık takımın ne oynadığını daha net görebiliyor ve anlayabiliyoruz. Enes Ünal, ilk 8 haftada Michel önderliğinde gol atamazken, Flores geldiği anda da ilk 2 maçta yedek kulübesindeydi. Takımın gol probleminin santraforlardan kaynaklanmadığını çözen Flores, Enes’i 11. Haftada Granada maçıyla tekrar 11’e aldı ve Enes’in gol orucu bu maçla birlikte bozuldu. Sonrasında Espanyol maçında 2, Cadiz ve Alaves maçlarında 1 gol atan Enes’in son kurbanı ise yıldızlar topluluğu Real Madrid oldu. Kişise gayreti ve yaptığı baskıyla Militao’dan topu kapan ve Courtois’i mağlup eden Enes, bu sezon 6. golüne imza atarken onun gol attığı maçlarda takımının topladığı toplam puan ise 11 oldu. Getafe’nin oyun tarzı nedeniyle sırtı dönük oyununu geliştiren, sadece hızıyla savunma arkası koşu yapan bir golcü olmaktan, her yönü kuvvetli bir santrafor olmaya doğru evrilen Enes’in henüz 24 yaşında olduğunu unutmamak gerekir. Milli takıma çağrıldığında bu çocuk kaç gol attı, ne yaptı da milli takıma geliyor soruları sorana kadar, önce onun oynadığı takımın 2 maçını seyredip, onda ne gibi özelliklerin geliştiğini görmekte fayda var. İddia ediyorum, oyun repertuarını tamamlama konusunda çok az eksiği kalan Enes 26-27’lerine geldiğinde üst düzey ve Avrupa’nın pahalı santraforlarından biri olacak.


19. haftanın öne çıkan galibiyetlerinden birine Villarreal imza atarken, futbolda moral motivasyonun ne kadar önemli olduğunu bir kez daha kanıtladılar. Atalanta deplasmanında Devler Ligi’ne devam diyen ‘Sarı Denizaltı’lar ondan sonra LaLiga’da oynadığı 5 maçı da kazandı hem de süper oyun ve artan gollerle. Takımın Herkül’ü Gerard Moreno bu sezon sonu kariyerinin son büyük transferini yapmayı hak ediyor. Bu hafta 5 attıkları Levante ise henüz galibiyet alamadan 19 haftayı hayal kırıklığı ile tamamladı ve artık onlara veda zamanı geldi gibi.


Barcelona ön tarafı kaza yapmış bir lüks araba gibi çıktı Mallorca deplasmanına. Orta saha ve hücum hattında o kadar çok eksik vardı ki, Xavi hiç beğenmediği Luuk De Jong’u mecburiyetten 11’de başlattı. Kadere bakın ki, 3 puanı getiren tek golü de o attı. Gol atan her zaman önemlidir ama maçın kahramanı ise net fırsatlarda kalesinde devleşen üstün Alman teknolojisi Ter Stegen’di. Ferran Torres’in ardından Morata transferi hücum hattına hareket katacak gibi görünse de Morata’nın iyi bir bitirici olmaması kafalarda soru işareti bırakmıyor değil. Vardır bir bildiği Xavi’nin deyip bu konuyu sonraya bırakıyorum.


Sevilla’nın sessiz ve çaktırmadan Real Madrid’e yaklaştığını unutmamak lazım. Geçen sezon Atletico göstere göstere şampiyon oldu ama Sevilla her hatada devreye giren takım durumundaydı. Bu sezon Barcelona ve Atletico’nun yokluğunda sol sinyali her an yakabilir Lopetegui’nin takımı. Fakat bunu Real Madrid’e çok belli etmeden yapmak durumundalar. Ben Real Madrid’i ülkemizde Arap atçılığının efsane isimlerinden Yavuzhan’a benzetiyorum. At yarışı seven dostlarımız Yavuzhan’ı duyunca ne demek istediğimi anımsayacaktır. Bilmeyen dostlarımız için de açıklayayım. Yavuzhan 94-99 yılları arasında koşmuş ve çoğu grup yarış olmak üzere birçok birincilik elde etmiştir. En önemli özelliği ise gücünün sınırlarını üzerine binen Türkiye’nin en önemli jokeyleri bile tam anlamıyla çözememiştir. Rakibiyle arasındaki farkı hiç açmayan, yanına bir at gelene kadar kendini hiç zorlamayan bir isim olarak nam salan Yavuzhan’ı uzun bir mücadele ile geçmek neredeyse imkansızdı. Onu geçmenin en güzel formülünü şampiyon jokey Süleyman Akdı, 1997 Mohaç Koşusu’nda Sıh Taha isimli at ile son 200 metrede yaptığı atakla yarışı fotoda kazanarak göstermişti. Rakibinin son atağını görmekte geciken Yavuzhan hemen hamle yapıp ona yetişmeye çalışsa da fotoda rakibine avlanmıştı. Birileri 97 Mohaç Koşusu’nu Lopetegui’ye izletsin lütfen!