"Çakma oyuncu oynatmak!"

Türkiye'de altyapı denince akla gelen isimlerin başında olan Teknik direktör Emrah Bayraktar ülkemizdeki önemli bir sorunu daha ele aldı. İşte Bayraktar'ın o yazısı...

"Çakma oyuncu oynatmak!"

Ülkemizde özellikle genç futbolcuların gelişimi gibi ciddi sabır ve emek gerektiren bir konuda tahammül eşiğimiz oldukça düşük. Altyapı başarısının şampiyonluklarla ölçüldüğü, başarılı altyapı antrenörünün de sadece kazandığı maçlarla ve kaldırdığı kupalarla belirlendiği bir sistem içerisinde, doğal olarak herkes sadece maçı kazanmak istiyor, geleceğe dönük kazanımlar ise ikinci plana itiliyor.
 
Bu konuyla ilgili, belkide en yalın tespiti, ülkemize yakın zamanda gelen bir yabancı futbolcu yaptı. Dirk Kuyt, kendi ülkesinde verdiği bir röportajda kültürümüze şöyle bir gönderme yapmıştı; ”Türkler birşeyi istedikleri zaman anında olsun istiyorlar, sistemlerinde sabır yok.”
 
Kazanmanın doğal bir dürtü olduğu ve oyunculara kazanma alışkanlığı öğretilmesinin gerekliliği de bilinen bir gerçek. Ancak özellikle gelişim liglerinde, kazanmak için her yöntemin meşru sayıldığı bir ortam oluşturmak, sağlıklı oyuncular ve antrenörler yetiştirmek için doğru bir yapı olmuyor.
 
Genel itibari ile ülkemizde futbolu yönetenlerin oluşturduğu sistemsiz ve dayanaksız başarı baskısı, altyapılarda çalışan antrenörlerine de işlerini kaybetmemek veya hızla basamakları çıkmak adına meşru olmayan yollara itiyor. Bunun da en kolay yolu; gelişim liglerinde nüfus cüzdanındaki doğum tarihi ile biyolojik yaşı örtüşmeyen oyuncuların oynatılması geliyor. Yani futbol diliyle ‘’ Çakma oyuncu oynatmak ‘’.
 
Yaşından büyük oyuncularla oynamak, özellikle alt yaş gruplarında ciddi bir avantaj sağlıyor. 6 ay bile büyük olmanın önemli bir fiziksel fark oluşturduğu yaşlarda, 2-3 yaş büyük oyunculardan kurulu bir takım, rakip takımın becerisi ne olursa olsun, kolaylıkla üstünlük sağlayabiliyor. Bunun ötesinde, bu durum ciddi sakatlanmalara da yol açabiliyor. Örneğin, 13 yaş liginde oynayan ama aslında 15 yaşında olan bir oyuncunun kısa mesafeden,13 yaşındaki kaleciye attığı sert bir şut sakatlığa yol açabiliyor.
 
Ülke futbolumuzun geleceği açısından bu durumu değerlendirecek olursak şu gibi sorunlarla karşılaşıyoruz.
 
Yılın 1. çeyreğinde doğan, (Ocak – Şubat – Mart) fiziksel olarak gelişmiş ancak düşük potansiyelli, oyuncular, yılın 4. çeyreğinde doğan ( Ekim – Kasım – Aralık) yetenekli ve yüksek potansiyelli oyunculara oranla, kulüplerde şans bulma noktasında daha mı avantajlı oluyor ?
Uzun dönemde, daha az yetenekli ama ilk 3 ay doğumlu oyuncular oynayarak, daha yetenekli oyuncuların önüne mi geçiyor ?
Yıllar geçtikten ve büyüme tamamlandıktan sonra özünde daha yetenekli olan oyuncular, ilk 3 ay doğumlu ve daha az yetenekli çocukların önüne geçebiliyor mu ?

Yoksa potansiyeli yüksek oyuncular yıllarca fazla oynama şansı bulamadığı için kaybolup gidiyor mu ?
 
Gelecek ile ilgili bir çıkarım yapacak olursak; Yılın son aylarında doğan yetenekli oyuncular, fiziksel olarak geç olgunlaştıkları için daha doğuştan oynama şansını kaybediyorlar, çünkü özellikle alt yaş gruplarında kazanmanın ve sözde başarının en kestirme yolu yaşı büyük, fiziksel olarak erken olgunlaşmış oyuncularla oynamaktan geçiyor.
 
Yıllardır amatör futbolun en temel kanayan yaralarından biri olan bu problemin çözümünde ne yazık kemik yaşı tespiti için yapılan testlerde sağlıklı sonuçlar vermedi.
 
Bu noktada TFF’ye düşen en temel görev ise, kültürleştiremediği bu olguyu kanunlaştırmak olmalı gibi gözüküyor. Yani bağımsız amatör futbol kurulları oluşturup sezon başlarında liglere katılacak her kulübü ziyaret ederek, oyunculara farklı antropometrik ölçümler yapıp hangi yaş grubunda oynayacağına dair uygunluk vermek. Yani bir anlamda herbir oyuncuyu ayrı ayrı oynamaya aday olduğu yaş grubu için akredite etmek.

Kaynak: L1üçgen
Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.