BEŞİKTAŞ’IN ÇOCUĞU NİHAT KAHVECİ

Nihat Kahveci

Nihat Kahveci



04 Mart 2021, 18:39

Türk futbolunun unutulmaz ismi Nihat Kahveci ile sohbet kıvamında gerçekleştirdiğimiz röportaj sizlerle. 


Öncelikle futbola başlangıç hikayenizi dinlemek isteriz.

Dünyaya gelince insan önce yeteneğini keşfeder ya, ilk önce o keşifle başladı. Çocukluk zamanlarımdı. Soba yakıyoruz. falan kömür taşırken merdivenlerden inerken bodruma baktım, koordinasyonum iyi... Sonra o soba borusunun oradan top yapıp atınca, elimi de iyi kullanıyorum. Aldım ayağıma sektirdim, ayağımı da iyi kullanıyorum. O zaman ona göre oyunlar oynamaya başladık. Topun peşinden koştuk. Çocukken futbolu çok seviyordum ama bir futbolcu olmayı düşünmüyordum. Ta ki liseye gidene kadar... Derbileri izleyip o heyecanla maç yapıyorduk. Mahalle maçları oynuyorduk. Lise bire başladığımda arkadaşlarım “Sen çok iyisin neden başlamıyorsun” dediler. Akabinde Esenlerspor kariyeri başladı.

Futbolu bıraktıktan sonraki günleriniz nasıl geçiyor? Neler yapıyorsunuz? Futbola özlem durumu nedir?

Futbolu erken bıraktım. Sahanın içinde istediğimi yapamadığım, takımımın en iyilerinden biri olmadığım zaman “Gerek yok” dedim. Bir de beş tane sakatlık vardı. Son Beşiktaş sürecinde baktım, sahanın içinde beklediklerimi yapamıyorum, beklentileri karşılamıyorum, öyle erkenden bıraktım. Ama insan beynini hazırladığında o sıkıntıyı da fazla yaşamıyor. Oynarken bunun bilinciyle hareket etmek gerekiyor. Futbolun bir gün biteceğini düşünmek gerekiyor. Belki o yüzden çok zorlanmadım. Ama özlüyor muyum? Tabii ki... Yani o topun ağlarla buluşma anı... Zaman hızlı geçiyor ama hayatta bazı şeyleri kabul etmek gerekiyor. Sonuçta ömrümün sonuna kadar oynayamayacağım. Avrupa hedefimi gerçekleştirdim, Dünya Kupası’nda oynadım, Avrupa Şampiyonası’nda oynadım, Şampiyonlar Ligi, UEFA Kupası, İspanya La Liga ve Türkiye’nin en büyük takımlarından biri Beşiktaş... Geri dönüp baktığımda mutluyum.

Şu anda sahalarda kendinize stiliyle, yeteneğiyle kendinize benzeyen bir futbolcu görüyor musunuz?

Valla ben öncelikle şunu söyliyeyim, öyle bir örnek aldığım bir oyuncu hiçbir zaman olmadı. Ama bugün çok beğendiğim oyuncular var. Ceza sahası dışından gol atan oyuncuları çok seviyorum. Bu yüzden mesela Cengiz Ünder kenardan içeriye girip uzak köşeye bıraktığında bayılıyorum. Çabukluğunu, o golü düşünmesini, kaleye direk gitmesini biraz benzetiyorum kendime. Cengiz Ünder de Avrupa’ya gitti. O tarz oyuncular tam Avrupa tarzı oyuncular oluyor. Cengiz Ünder’i gol attığında biraz kendime benzetiyorum. 

Futbol Döneminde seni isteyen kulüpler çoktu senin de istediğin ama olumlu sonuçlanamayan seni üzen transfer dosyası olumsuz kapanan bir takım oldu mu?

İçimde kalan bir ukte yok. İspanya Ligi’ndeki performansıma bakıyorum, son maçta şampiyonluğu kaçırdık. 23 gol attım. Çok iyiydim. Bir Barcelona, bir Real Madrid olsun isterdim. Ama bu takımlara gitme kriterleri sadece iyi bir futbolcu olmaktan geçmiyor. Real Sociedad gibi bir takımda 23 gol atıyorsam, Barcelona’da ya da Real Madrid gibi bir takımda onun iki katı pozisyona girip daha çok gol atma imkanım olabilirdi. Ama olmadı diye de üzülmüyorum. 

O dönemde çok dedikodu çıktı. Hatta saydığım takımlarla ilgili de oldu.Ama resmi teklif gelmedi. Valencia ile çok ciddi bir şekilde görüşmüştük ama o zaman da Villa Real’e gittim. Villa Real de ben gitmeden önceki sezon yarı final görmüştü. O yüzden Villa Real’i tercih ettim. Orada da çok başarılı bir dönem geçirdim. Şampiyonlar Ligi’ne gittik. Lig 2’incisi olduk. Yine 18 gollü bir sezonum oldu. Kadromuz da çok iyiydi. İyi ki oraya girmişim. Çok güzel zaman geçirdim. Keyif aldım yine sahanın içinde... 

İspanya macerası nasıl başladı?

İspanya örneği ile gidiyoruz çünkü baktığımızda 8-9 sene ispanya’da oynadım. Türkiye’yi bir futbolcu ve insan olarak iyi temsil ettiğimi düşünüyorum. Geriye dönüp baktığımda gurur duyuyorum. 

Türk futbolcusu olarak Avrupa’ya gitmek kolay bir şey değil. Bizim pazarlamamız, o dönemde yurtdışında tanınırlığın az olmasından dolayı menajerler için kolay bir şey değildi.  17-18 yaşındaydım, Jon Benjamin Toshack bana şans verdi ve oynattı. Daha sonrasında Real Madrid’e, oradan da Real Sociedad’a geçince, beni istedi. Beşiktaş’ta oynuyordum ve yeni kontrat yapmıştım. Türkiye’nin en büyük takımlarından birindeydim. Real Sociedad ise o zaman lig sonuncusuydu. İlk başta zor geldi. Dil bilmiyorum, ve bambaşka bir kültürün içindeyim. Bask Bölgesi’nde bırakın yabancıları, İspanyol futbolcular bile şans bulamıyor oynamak için. Atletic Bilbao, sadece orada adoğup büyüyenleri oynatıyor. Ama iyi ki gitmişim. İlk başlarda istemedim ama gittikten sonra dedim ki, “Sahanın içinde iyi olduğum takdirde herkes beni sever...” Sevdirdim de kendimi. Gittiğin yere ayak uydurmak için en önemli kriter iletişim. İletişim için de oranın dilini bilmek çok önemli. Yaşam tarzına ayak uydurmak, iklimine alışmak... Gittiğimde ağustos ayıydı, 30 günün 29’u yağmurlu... “Ben neredeyim” dedim. Ama oraya ayak uydurunca da keyif de alıyorsun o yağmurlu havada...

3 ayda dil öğrendiniz. Peki dil olmasa…

Benim saha içinde arkadaşlarımı uyaran, konuşan, konuştukça da maça konsatre olan bir yapım vardı. O yüzden dili öğrenmem, hemen bir sonraki adımda bunu getirdi bana. Bu sayede iyi ilişkiler kurdum. Sahanın içinde konuşmak, maç içi performansa yansıdı diyebilirim. 

Figo, Becham, Ronaldo, Carlos, Zidane, Raul, Guti, Helguera... Dünyanın en pahalı barajı bonservisleri ile yeni enerji barajları kurulabilir ve bu bir Türk’e Kuruldu. O barajı görünce neler hissettiniz? Tabii kalede Casillas’ın olduğunu belirtelim.

Valla bana o baraj çok kuruldu. Futbolu bıraktıktan sonra bir gün sosyal medyada gördüm, “Bir Türk’e kurulan en pahalı baraj” diye... Ben de merak edip baktım, kendimi gördüm. O an tabii ki farkındasın ama seneler sonra ortaya çıkması biraz enteresan gelmişti bana. Çünkü o dönemde Real Madrid’e karşı oynadığımda o barajı kuruyorlardı. Keban Barajı’ndan pahalı! Bugünkü bonservis bedelleriyle bu kadroyu bir araya getiremezsin. Neymar’a 220 milyon verildiği bir dönemde bu oyuncuların 10 tanesini toplasan 3 milyar dolar yani 

Darko Kovačević? Halen görüşüyor musunuz? 

Muhteşem ikili... (Gülüyor) Ya biz Kovačević’le çok iyi anlaşıyorduk. hem sahada hem saha dışında. Çünkü futbolcu olarak karakterlerimiz de farklıydı bizim. Sahanın mesela ben yerden çabuktum. Şut atıyordum. O havadan iyiydi. Arkası dönük top tutuyordu. İkimiz tek oyuncu gibi oynuyorduk. Birbirimizin özelliklerinden çok iyi yararlanıyorduk. O yüzden de muhteşem ikili olduk hatta dünyanın en iyi ikililerine de girdik. 4 senede yaklaşık 110-120 gol attık. Sahanın içinde de dışında da çok keyif aldık. Ama birbirimizle çok da uğraştık. O benden, ben ondan fazla gol atmaya çalışıyorduk. Tatlı bir rekabet vardı. Bu da sahaya yansıdı. Ama ben 23 attım o 20... O dönem yine geçtim onu. Bir Real Madrid maçında bomba olayı vardı. Dakika 75, maç 1-1’ken ben gol atmıştım, iptal olmuştu. Otobüse bindik. Bombayı duyunca, korkudan sahada panikle depar atıyor. Otobüse bindiğimizde, “Nihat belki senin golün sayılmaz” dedi. “Biraz önce ödün patladı korkudan. Şimdi benim golü mü düşünüyorsun” dedim. Bu kadar birbirimizle uğraşıyorduk. Ama hala konuşuyoruz.

Futbol hayatınızda keşke dediğiniz olay var mı?

Keşkem olmadı. Dedim ya, bir futbolcu Türkiye’nin en büyük takımlarında birinde oynamak ister ve oynadım. Milli Takım’da oynamak ister, oynadım. Hatta Dünya Kupası, Avrupa Şampiyonası bile gördüm. Dünya 3.’lüğünde kadrodaydım. 2008 Avrupa Şampiyonası’nda Allah bana kaptanlık nasip etti. Bir futbolcu Avrupa’da nerede oynamak ister? İngiltere ya da İspanya... İspanya’da oynadım. Hayır... Keşkem olmadı.

Esenler’e gidiyor musunuz? Ya da maçlarına?

Maçlara gidemiyorum. Zaten uzun süre yurtdışında kaldım. En son bundan bir-iki sene önce bir organizasyonda Esenler’e gittim. Oyunculara konuşup tecrübelerimizi aktardık. Ama takip ediyorum. Esenlerspor Amatör Lig’in en iyi takımlarından biri. 

Yaklaşık üç yıl önce BIG Creative ailesi olarak yaptığımız 17. Türkiye Spor Ödülleri’nde, sizi 16 yaşında A Takım’a çıkartan teknik Direktör John Benjamin Toshack ile aynı sahneyi paylaştınız ve sahnede elini öptünüz. O an için neler söylemek istersiniz? 

Öncelikle, onunla tekrar bir araya gelmek benim için gurur vericiydi. Hayatımda çok önemli bir yeri var. Beni A Takım’a çıkaran da, Avrupa’da oynamam için kapıyı açan da da o... O yüzden de saygımı ufak da olsa öyle bir jestle, elini öperek gösterdim. Bizde biliyorsunuz el öpmek çok önemlidir. Saygı, sevgi gösterisidir. O da bunu çok güzel anladı zaten. 

Toshack haricinde, sizin Nihat Kahveci olmanızı sağlayan gizli bir el var mıydı?

“O kişi insanın vicdanıdır” derim. Benim kendi vicdanımla yaptığım hesaplaşmalardır, verdiğim kararlar, yeri geldiğinde vicdanımla tartışmamdır. Kendimdir yani... Başarılı olan insanlar, kendisiyle kavga etmeli. Kendini motive edecek sebepler bulmalı. Vicdanımla konuşarak çok şeyi aştık. Biraz önce isimleri saydım o statlara, o maçlara çıkmak için biraz cesaret, özgüven lazım. Seni psikolojik olarak dövüyorlar. Sahaya çıktığında dünyanın en iyi topçularını görüyorsun. o an “Acaba 3 mü yiyeceğiz 5 mi” diye düşünmek yerine vicdanınla konuşmak, “Hadi oğlum! Ne var onun da iki ayağı iki eli var! Sen de neler yaptın, yaparsın” demek... 

Euro 2008 harika bir dönemdi. Son dakika golleri ve daha fazlası... O turnuva senin için ne demek? Nasıl anlatırsın o günleri?

Geçenlerde bu turnuvayla ilgili güzel bir belgesel izledim. Tüylerim diken diken izledim. 13 sene sonra bile daha fazlasıyla yaşayabiliyorsun. Çünkü biz sahanın içinde golü atıyoruz, o an seviniyoruz, otele gidiyoruz, yine yememize içmemize, rutin hayata dönüyoruz. Çünkü üç gün sonra yine maçımız var. Ama bugün baktığımda daha duygusal yaşıyorum. Kaç tane insanın evine girmişiz, onları mutlu etmişiz o gollerimizle... Sevindirmişiz... Milyonlar televizyonda izliyor. Kiminin abisi olmuşuz, kiminin kardeşi, kiminin dayısı, kiminin oğlu olmuşuz. Bizi böyle kucaklamışlar. Başarı ile başarısızlık çok ince bir çizgidir. Orada top direğe çarpıp dışarı da gidebilirdi. İşte hayatta öyle anlarda sorumluluk almak çok önemli. Bugün aynı pozisyona girsem, mesela Çek Cumhuriyeti maçındaki, yine aynı hareketi yapar, yine aynı yere vururdum. Anlamlı gol oldu. O gün yaptıklarımızın bugün bile konuşulması da çok güzel. Daha da konuşulacak ama inşaallah yenileri de gelir. 2002’de, 2008’de kalmayalım. Yeni başarılar gelsin. Benim de tek isteğim bu.

Türk futbolunun problemleri nedir?

Türk futbolundaki sorun, Türkiye’deki her birimin, sorumluluk sahibi olan birimlerin aynaya bakmaması. Hep başkalarını suçlaması. Sistemsizlik, sabırsızlık... Hep Almanya örneğini veriyoruz. Almanya da kötü bir jenerasyon yakaladı bir dönem. Akabinde 5-10 sene yatırım yaptılar, Dünya Kupası’nı kazandılar. İşin içinde Mesut Öziller vardı. Bu işte sabır ve aynaya bakmak çok önemli. Başarı ne sadece futbolcudan geçiyor, ne teknik heyetten, ne federasyondan geçiyor. Başarı, tam bütünlükte. Taraftarın da olacak, basın da olacak. futbolcun yetenekli, yöneticin iyi olacak. Teknik direktörün iyi olacak, güzel bir sinerji yakalayacaksın. Sabredeceksin ve başarı gelecek. Biz biraz sabırsızız ve günlük düşünüyoruz. Türk futbolunda bazı teknik direktörler, kendini korumak ve işinden olmamak için başka tarz futbol oynatıyorlar. Yeri geliyor çok defansif oynatıyorlar. Onlara da saygı duymak lazım çünkü yenildiğinde takımdan gönderiliyorlar. 42 yaşıma geldim, hep konuşulan şey bu. “Türk futbolu ne olacak?” Egosuz, mütevazı olunduğunda ve aynaya bakıldığında, herkes görevini yaptığında başarılı olmamak için bir sebep yok. Biz de Akdeniz ülkesiyiz. İspanya neler başarıyor. Biz de en az onlar kadar yetenekliyiz. Özellikle bireysel anlamda bir sıkıntımız yok. Sadece takım oyununu kurmakta ve sistemli oyun oynamakta zorlanıyoruz. 

Ama yeni jenerasyona çok güveniyorum. Genç yaşta Avrupa’nın en iyi takımlarında oynuyorlar. Yetenekleri de var. Bu nesille sabırlı olursak bence başarılı olacaklar. Kendilerine iyi bakıyorlar, profesyonel düşünüyorlar ve yetenekliler. Avrupa’da da üst düzey oyunculara karşı oynuyor ve tecrübe kazanıyorlar. 

Düşünün, Merih Demiral Cristiano Ronaldo’yla idman yapıyor. Çağlar İngiltere’de hangi maçlara çıkıyor! Bunlar hep milli takım oyuncuları. Bir de Milli Takım’da her zaman şöyle bir şey vardır: Rakibin esame listesi okunduğunda diyelim İspanya Xavi, Iniesta diyor, Barcelona Gergio Ramos diyor, Real Madrid, Milan... Şimdi bizde de öyle... Esame listesinde milli maçta Milan Hakan Çalhanoğlu diyor. Juventus Merih Demiral diyor. Korkutuyorsun rakibini. Bu çok önemli ve bu yüzden inşaallah başarılı olacaklar. 

Teknik direktörlük?

Aslında pro lisansım var. Hem de İspanya’dan aldım. Bir gün tabii ki düşünüyorum. Şu an işin yorumculuk ve televizyon tarafındayız. Seminerlere de gidiyorum. Bu arada pandemi olduğu için gidemiyoruz. Futbolun içindeyiz. İnsan bildiği işi yapmalı. Elimizden geldiği kadarıyla yapıyoruz. Ama bir gün Allah’ın izniyle teknik direktörlük de olacak. Uzun bir süreç ve iyi başlamak lazım.

Sosyal medya seviyor musunuz, övgüler yardım talepleri gibi mesajlar haricinde haricinde hakaret küfür mesajları geliyor mu? Cevap veriyor musunuz?

Ben normalde öyle çok cevap vermiyorum. Küfürlü mesaj olursa hiç cevap vermiyorum. Yeri geldiğinde engelliyorum. Ama bu günümüzün bir sorunu. Önemli olan nasıl kullanıldığı. Oturduğumuz yerden tüm bilgiye ulaşabiliyoruz. Bazıları gündem olmak, üç-beş beğeni almak için de biraz saçmalıyor. Doğruyu söylemek gerekirse  onun eline o imkan verilmiş. Bana ulaşabiliyorsa istediğini yazabiliyor. Önemli olan ona senin ne kadar taktığındır. Ben de çok fazla takmam. Son dönemde de çok güzel bir şey oldu. Hiç cevap vermem, biri “Sanki Ronaldiho gördün” yazmış. “4-5 sene karşılıklı oynadık” diye yazdım, olay oldu. O kardeşimiz de zaten bana “Abi şaka yaptım” falan dedi de, biraz geç yazınca olay oldu. (Gülüyor)

NİHAT KAHVECİ İLE KISA KISA

Kısa Kısa

Sergen Yalçın?

Beşiktaşın Alex Ferguson’u. Beklenti üstü bir teknik direktörlük ve başarı...

Arda Turan?

Türkiye’nin en önemli değerlerinden biri. Kolay değil Barcelona’da, Atletico Madrid’te oynamak, şampiyon olmak... 

Merih Demiral?

Asker 

Fatih Terim?

Baba

Aziz Yıldırım?

Türk futbol tarihinin en başarılı başkanlarından biri. 

Ali Koç?

Büyük vizyon sahibi... 24 saatini Fenerbahçe’ye veriyor. 

Alex mi Hagi mi?

Ben Hagiciyim ama Alex’e de çok büyük saygı duyuyorum. Alex de “Hagi” der diye düşünüyorum. 

Mesut Özil?

Çok büyük bir marka değeri. Böyle bir marka değeri, yapmış olduğu bir paylaşımla Türk futbolunu, Türk insanını, ülkemizi herkese tanıtır. 

Türk hakemleri?

Genel konuşmayacağım ama bazıları kötü niyetli. Rol çalmamalılar, düdük çalmalılar! Bunu derken sahadaki kral, kahraman futbolcudur. 

Yabancı hakem?

Olmaz! Yabancı hakem gelir, bize benzer. 

Hangi takımı çalıştırmak istersin?

Geçmişte Beşiktaş olduğu için Beşiktaş teknik direktörlüğü olurdu. Ama Sergen Hoca başarılı. Bu kadroyu onun gibi hiçbir teknik direktör yönetemez diye düşünüyorum. 

Beşiktaş haricinde?

Hepsine giderim. Ben Beşiktaş’ın yorumcusu değilim, futbol yorumcusuyum





​ RÖPORTAJ: Golden Palm Dergisi

RÖPOTAJI YAPAN: Golden Palm Genel Yayın Yönetmeni Samet Aslan
 

Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.